Ünlü Kişiler

Giuseppe Verdi & Verdi Huzur Evi

Giuseppe Verdi & Verdi Huzur Evi

Giuseppe Verdi & Verdi Huzur Evi

Giuseppe Fortunino Francesco Verdi, İtalyan opera bestecisi ve 19.yy da Wagner ile birlikte en önemli müzik şahsiyetlerindendir. Verdinin doğduğu Kuzey İtalya’daki Roncole köyünde babası küçük bir otel sahibiydi. Küçük yaşta müziğe ilgisi onu 11 yaşında köyün kilisesinde org çalmaya başladı. Ancak Verdinin müziğe büyük ilgisi ve köyde bununla ilgili fırsatların sınırlı olması, onun doğduğu köyü terk edip, yakında bulunan Busetto Kasabasına gitmesine sebep oldu. Burada Philharmonic Society Müzik Okuluna kayıt olan Verdi, 14 yaşında öğretmeni Antonio Provesi ve diğer öğrencilere müzik konusunda ders verir konuma geldi. Provesi’nin de destekleriyle 4 yılda bitirdiği okulu sırasında, birçok şarkı ve marşlar besteledi.

Hayatındaki en önemli olaylardan birisi, çok istemesine rağmen Milano Konservatuvarına red edilmesi oldu. Ancak müzik hayatına devam eden Verdi, ona çok şeyler katan öğretmeni Vincenzo Lavigna’yla tanıştı ve beraber çalışma fırsatları oldu. Bu zaman zarfında da Milano’yu tanıma fırsatını da elde etti. Bu arada her ne kadar Milano Konservatuarına girme şansı ona verilmese de kabiliyeti ve azmi ile kendini Scala Operasında kanıtladı ve Orkestra şefi olarak La Scala Orkestrasını uzun süre idare etti.

4 Mayıs 1836’da ileride hayatını paylaşmak isteyeceği Milano’lu bir piyanist olan Margherita (Barezzi) ile tanıştı ve evlendi. Aynı yıl ilk operası olan Oberto’yu yazdı ve peşi sıra opera daha besteledi, ancak bugün bu operaları çalınmamakta ve Verdi’nin ilk eserleri olması dışında, pek değer taşımamaktadırlar. Evlilikleri sonrası Verdi Ailesinin arka arkaya iki çocukları olmasına rağmen bu mutluluk uzun sürmedi. 1840 yılı Verdi için zor bir yıldı ve iki ayda evden üç cenaze çıktı, iki çocuğu ve eşi vefat etmişti. Bu durum karşısında çok üzülen Verdi bir daha beste yapmama kararı aldı.

Bartolomeo Merelli ismi Verdinin tekrar hayata dönmesine sebep olan kişi olarak bugün de minnetle anılmaktadır. La Scalanın yöneticilerinden olan Merelli, Verdi’nin kabiliyetine inanıyor ve yeni besteler ile işine dönmesini istiyordu, ancak bu o kadar kolay olmayacaktı. Bir gün bir emrivaki ile Verdi’ye bir opera senaryosunun muhakkak ve acil bestelenmesi gerekliliğine inandırdı ve bir senaryo ile onu çalışmak üzere eve yolladı. Eve gelen Verdi senaryoyu uzun süre bıraktığı yerden almadı. Ancak sayfalar arasındaki bazı kelimeler dikkatini çekmişti. Özgürlük hareketlerinin dünya çapında popüler olduğu bir dönemde bu opera senaryosunda esirlerden oluşan bir korodan bahsediliyordu. Bu Verdi’nin ilgisini çekmeye yetmişti ancak beste yapmamak üzere verdiği kararda bir taraftan kafasını kemiriyordu. Tüm bu soru işaretleri ile Merelli’nin yanına red fikrini tekrarlamak üzere tekrar gitti. Ancak Merelli’nin odasından çıktığında, belki Verdi’yi dünya çapında meşhur yapacak olan üçüncü operası Nabucco’nun ilk notaları kafalarda yazılmıştı bile. Aynı Operanın ‘’Esirler Korosu’’ parçası ise Verdi’ye dünya çapında ünlü bir, İtalyan Besteci unvanını getirecekti.

Nabucco’nun sahnelendiği ve büyük sükse yaptığı zaman diliminde İtalya birleşme ve vatanseverlik akımları ile çalkalanıyordu. Yeni semboller, heyecanlar ve fikirler peşinde olan İtalyan vatanseverler Verdi’den oldukça etkileniyorlar eserleri onlara, aradıkları motivasyonu veriyordu ve belki de fazlasıyla. Bazen o kadar ileri gidiyorlardı ki Verdi’nin kral olmasını isteyenler bile çıkıyor, operalarının sahnelendiği yerler Viva Verdi sesleri ile inliyordu. Bu ortam Verdi’ye daha büyük bir güç veriyor, arkası arkasına operalar besteliyor ve zamanın politik akımlarının da etkisi ile ‘’I Lombardi alla prima Crociata’’ gibi politik konulu besteler de yapıyordu.

Nabucco operasının sopranosu ve ismi de kendi ismini andıran genç artist Giusepriina Strepponi ilk önce Verdi’nin müziğine, peşinden de kişiliğine hayran olmuş zamanla onunla evlenmeyi düşünmüştü. Bu düşünceye en büyük engel ise eski kayınpederi idi. O zamanın şartları altında, eski kayınpederden, tekrar evlenme fikrini ve bu davranışını tasvip etmediğini belirten mektupların arkası kesilmiyordu. Verdi, tüm zorluklara göğüs gererek fikirlerinin uyuştuğu bu artistle ilişkisini sürdürdü. Bu arada arka arkaya operalar besteliyor ve hepsi tutuluyor iyi para kazanıyordu. Bu başarı ve kariyer çizgisi ömrünün sonuna kadar devam etti. Vatanının Avusturyalılar tarafından ilhakını (1815 -1866 Lombardiya ve Veneto‘nun Avusturya tarafından ilhakı) hiçbir zaman kabul edemeyen sanatçı, 1839 sonrası büyük bir tempoyla operalar besteledi. “La Battaglia”, “Alzira” ve “Corsaro” eserleri milliyetçilik duygularına hitap eden eserler olarak tarihte yerini alacaktı. Ancak aralarında en ünlenenleri Victor Hugo’nun bir dramasından 1844 yılında “Erani”, 1846 da “Atilla” operalarıydı.

1847 de Floransa Tiyatrosu için Shakespeare’in ünlü eseri “Macbeth” operasını besteledi. İlk temsillerinde 30 kere den fazla sahneye çağrılan besteci, konser salonundan çıkarken büyük bir hayran grubu onu alkışladı ve kendisine altın bir çelenk hediye ettiler. 1849 da ise Schiller’in “Luisa” sını besteledi.

Gene dönem için çok önemli bir olay olarak Verdi’nin eserleri başka şehirlerde de sergilenmeye başlandı. Ernani, Macbeth, Luisa Miller gibi 8 farklı opera 1844 – 1850 yılları arsında İtalya’nın değişik şehirlerinde ve Avrupa’nın başkentlerinde sahnelendi. Orkestrası her gün daha da büyüyor ve Verdi, parlayan bir besteci oluyordu. 1851-1853 yılları Verdinin en ünlü operalarının sahnelendiği yıllardır. Bunlar 1851 yılında Rigoletto Venedik’te, 1853 yılında Il Trovatore Roma’da ve yine 1853 yılında La Traviata yine Venedik’te defalarca sergilendi.

1851 dan itibaren bestecilik hayatının en üst noktasına ulaşıp, halkın en çok sevdiği 3 önemli operası ile olgunluk dönemi meyvelerini verdi. Bunların başında “Rigoletto” Operası, (Kambur baba Rigoletto ile kent dışında koruduğu saf ve güzel kızı Gilda’nın öyküsü), “La Traviata” Operası (Yoldan çıkan kadının hikâyesi) bu opera, o dönem için söylenmesi tabu olan ancak bir gerçeklikte olan çağdaş hayatı sahneleyen ilk operalardandır,  “Il Travatore” (Büyücü çingene kadın, kontun oğlunu büyülediği için yakılırken, onun kızı, bu olayın intikamını almak için, kontun oğlunu ateşe atmak ister, ancak o anın heyecanı ile kendi çocuğunu ateşe atar) gelir.

Operaların ünü Avrupa’ya yayılan Verdi’nin eserleri Viyana, Paris, Londra, Berlin (Burada 22 kez sahnelendi) ve başka başkentlerde de sahneleniyor ve coşkuyla alkışlanıyordu. 1859 yılında yaşadığı bölgelerin Avusturya ilhakından kurtulup, İtalya’ya katılmasıyla Verdi, ulusal bir kahraman olarak kabul edildi. Aradan geçen 17 yıl sonra 1859 yılında, uzatmalı sevgilisi Soprano Giuseppina ile evlendi. Bu evlilikten sonra mutluluğu daha da arttı. İkisi de ülkelerinin özgürlüğünden duydukları gurur, doğayı ve müziğe olan sevgileri ile daha da mutlu oluyorlardı.

Bu arada Verdi politikaya da atılmış ve ilk müzik eğitimini aldığı Bussetto’dan üye, peşinden de bir süre parlamentoda görev yaptı. Bu döneme denk gelen yazdığı önemli eserler arasında 1862 yılında ‘’La forza del destino’’ ve 1867 yılında ‘’Don Carlos’’ vardır.

Sonraki on yıl dinlenmek için inzivaya çekilen Verdi burada eserlerinin ilgi ve alakadan uzak tarımla uğraştı. 1871’de Mısır Hidivi İsmail Paşa için yazdığı “Aida” operası Süveyş Kanalının açılışı sebebi ile Kahire’de sahnelendi. 1874’te bestelediği “Requim Mass” adlı korolu eseri büyük ilgi topladı. 1877 yılına gelindiğinde ve 70 li yaşlarında ‘’Otello’’ ve peşinden Shakespeare hikâyesi ‘’Falstaffı’’ besteledi. Otello döneminin ve günümüzün önemli operalarındandır. 1893 ve 80 yaşlarının eseri Falstaff ise son eseriydi. Bu arada ilerleyen yaşının da etkisi ile “Ave Maria” ve “Te Deum” gibi dini konuları içeren eserler de verdi.

Son yıllarını Milano’da geçiren ünlü besteci, aynı yıllarda önemli bir projeye imza atarak yaşlı ve kimsesiz Müzisyenler için Milano‘da bir evi inşa ettirdi. 1901 yılında, Milano’da Grand Hotel’in bir odasında hayata gözlerini kapadığı zaman, hem döneminin en yaşlı bestecisi, hem de operanın en önemli şahsiyetleri arasında sayılıyordu. Görkemli cenaze törenine, yaklaşık 28 bin kişi katıldı.

Verdi Huzur Evi

Guiseppe Verdi birçok müzisyenin tersine zengin ve itibarlı bir hayat yaşadı ve öldü. Verdi kendi söylemiyle “Son Eserlerim” ve “En Güzel Operam” olarak adlandırdığı Verdi Huzur Evinin Kurucusu ve fikir babasıdır. Daha sonraları burası içinde yaşayanlara hürmeten ağırlıkla ‘’Verdi Evi’’ olarak adlandırıldı. Verdi meşhur ve zengin bir hayat yaşamasının sebebinin müzik oluşunun farkındaydı ve bundan tüm müzisyen ve müzik ile uğraşanların faydalanmasını istedi.  Kendisinin da takdir ettiği üzere, birçok Müzisyen, Opera Sanatçısı ve Müzik ile uğraşan kişi maalesef yokluk ve sefalet içerisinde yaşamak ve ölmek zorunda kalmışlardı. 1889 yılında düşünce aşamasında olan Verdi Evi 1896 – 1899 arasında ise tamamlandı. Mimarı Camillo Boito idi. Boitonun kardeşi Arrigo Boito ise Verdinin son operalarının Otello, Falstaff ve Simon Boccanegra textlerini (libretto) yazan kişi olması ile de önemlidir. Verdi buranın ileride de sorunsuz yaşayabilmesi için bestelediği operalardan ileride elde edilecek gelirlerin, kurduğu Verdi Evi Vakfına gitmesini ve bu akarla bu yaşlı yurdunun iaşesinin sağlanmasını vasiyet etmiştir. Burada konaklayan ilk müzisyenler Verdinin ölümü sonrası 1902 den sonra yerleşmeye başladılar. 1998 den itibaren yaşlılar yanında ihtiyaç sahibi genç müzisyenler veya müzik öğrenimi gören ancak maddi sıkıntı içinde bulunan gençlerde burada kısa veya uzun dönemlerde konaklayabiliyor ve yaşlı meslektaşları ile beraber zaman geçirebiliyorlar. Bu gençlere müzik konusunda deneyim olanakları verirken, yaşlı müzisyenler içinde bulunmaz bir sosyal ortam sağlıyor.

Önceleri Verdi Evinde kural olarak ihtiyaç sahibi ve 65 yaş üstü İtalyan vatandaşı müzisyenler kalabiliyorlardı. Ancak zaman içerisinde İtalyan olmayan Müzisyenlerin de ikameti mümkün. Şimdilerde bu müzisyenlerle beraber eşlerin de bu olanak sağlandı ve bu sebeple tek ve çift kişilik odalara organize edildi. Bu mekânda müzik tek ve daimi ev sahibidir, bu bağlamda büyük ve küçük konser salonları, org, piyano bulunmaktadır. En değerli piyanolardan biri Vladir Horowitz ve eşi Vanda Toscanini tarafından hediye edilmiştir. Vanda Toscanini, meşhur Orkestra Şefi Artuhuro Toscanininin kızı ve Vladimir Horowitz ise meşhur bir piyanisttir. Bu çift mal varlıklarının büyük bir kısmını Verdi Evine hediye etmişlerdir. Ayrıca büyük bir yemek (şölen) salonu, aktiviteler için odalar, spor salonu, bilgisayar odası, kütüphane, oyun odaları (domino, satranç gibi) bulunmaktadır. Mobilyaların ve tabloların çoğu Verdinin orjinal eşyaları olup, binanın tümünde 19 yy. havası yaşanmaktadır. Verdinin hibe ettiği paralar ve eşyalar hariç, birçok zengin bu evi maddi olarak desteklemekte ve iaşesine yardımcı olmaktadır. Binanın içinde ancak ayrı bir bölümde Verdi ve eşinin türbeleri bulunmaktadır.

Bana, tüm dönem ablalarım, abilerim, kardeşlerime müzik konusunda ilk tadları veren, kaliteli müzik tutkumuza sebep olan, İstanbul (Erkek) Lisesi’nin efsane Müzük Öğretmeni Fethi Cönk Hocamıza ve metinlerin tercümesinden, adreslerin bulunmasına, gerekli izinlerin alınmasına kadar, bana her konuda destek olan eşim Alessandra D’Angelo Aybar’a teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

Ağustos 2017
© www.italyada.it & © www.italyaturlari.it